![]() |
|
|
Misafir Arı / 24 Ekim 2009
Evimizde çay şekerini bir kasede kısmen kapalı bir rafta saklıyoruz. Bu sabah fark ettim ki bir uyanık arı 1) Evde, arıdan korkup da mutfakta “cıngar” çıkartacak bir arkadaş yok. 2) Arının yaptı(rıldı)ğı balı afiyetle yiyoruz, yani hijyen konusunda da kendisine güveniyoruz. 3) Şimdi bu arı her sabah “bugün balı-şekeri nerde buluruz be abi” diye düşünürken güneşten hemen sonraki saatlerde gelmesinden belli ki ilk aklına bizim mutfak geliyor. Yani bizim mutfağı garanti kapı olarak görüyor. Şimdi ben o boşluğu bir engelle kapatsam o arının engelle karşılaştığı andaki hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz? Bazen gergin bazen sakin olduklarını biliyoruz; kim bilir, belki de bil(e)mediğimiz derin bir hissiyatı vardır bu mübarek hayvancıkların. Öyle demeyin! Çok uzak mesafelerden kovanlarını bulabilmelerinden ve petekteki optimum geometriden geçtim bu hayvancığın pencerinin sağ üst kısmındaki boşluğun yerini “belleyip” şaşırmadan rahatça girip çıkması bile arı deyip geçmemek için yeterli bir sebep değil mi? “Misafir Arı” için 7 YorumYorum Yapın |
|
| |
04 Kasım 2009, 12:41
14 Kasım 2009, 00:44
24 Kasım 2009, 18:21
Seni takdir ediyorum Kardeşim. Biz insanlığımızı yitirmediğimiz müddetçe, hayvanlar bize birşey yapmayacaklardır inancındayım. Bu yolda devam et. Yazını çok güzel ve samimi buldum…
27 Ocak 2010, 04:22
hem esprili hem film tadında (herşey var; korku, uzlaşma, ince düşünce, ölüm, yaşam vb) bir yazı olmuş. teknik konular içinde boğulurken arada bir hayatı da yakalamak gerektiğini hatırlatmışsın. beğendim.
03 Şubat 2010, 23:35
Selam üstad.
Konuyu çok güzel kurgulayıp, yazıya dökmüşşsün gerçekten. Ya arge ya sömürge
Esen kal üstad.
24 Şubat 2010, 16:05
Bizim mutfak kapısının önündeki birkaç metrekarelik köşeden bozma bahçemizde de, kahvaltıları beraber yaptığımız bir arımız vardı. Kendisi pek tatlı düşkünü değildi, yumurta sarısıyla daha çok ilgilenirdi. Karnını doyurduktan sonra kardanadam için yuvarlayıp büyüttüklerimiz gibi yumurta topları yapar, yüklenip defalarca gide gele ötedeki bir ağaca taşır dururdu; her seferinde de yumurta tabağını masanın aynı köşesinde arardı (yerini değiştirince bulamadığı bile olurdu, koku alabildiğinden şüpheliydik.) Sofrayı topladığımızda hala seferleri bitmemişse gelip göremediği tabağı düştü sanıp aynı köşenin aşağısında, yerde arardı. Yemeğini önünden alıp götürmeyi bize yakıştıramıyordu herhalde.
Sabahları şeker aşırmaya gelenin de hep aynı arı olduğuna eminim.
28 Aralık 2010, 14:38
Allah razı olsun çok istifade ettik..